4 Temmuz 2008 Cuma

GENÇLİKTE YAŞANAN DEJENERASYON VE ÇÖZÜMÜ




Darwinizm'in, "insan çatışan hayvandır" şeklinde özetlenebilecek telkinleriyle, şiddet sözde meşrulaştırılmıştır. Evrim teorisi ve Darwinist ideoloji 150 yılı aşkın bir süredir dinsizliği, ahlaksızlığı, anarşiyi, kavgayı, çatışmayı ve şiddeti toplumlara telkin etmekte ve Darwinizm'in bu telkinleri büyük toplumsal felaketlere sebep olmaktadır. Darwinizm ile doğrudan ilişkili olarak ortaya çıkan toplumsal sorunların en son halkası ise son günlerde özellikle okullarda giderek artan şiddet olaylarıdır.

Bilindiği gibi geçtiğimiz birkaç ay boyunca okullarda yaşanan şiddet olayları Türkiye'nin gündemini meşgul etti. Birçok okulda istenmeyen olaylar yaşandı. Öğrencilerin birbirlerini ürkütücü yöntemlerle yaraladıklarına ve hatta öldürdüklerine şahit olduk. Bu olaylar nedeniyle televizyonlarda çeşitli uzmanların katıldığı açıkoturumlar ve haber programları yapıldı. Gazeteler konuyu günlerce manşetlerine taşıdı. Sonuç olarak; tüm bu yaşananların ardında ailelerin ilgisizliği, ekonomik sorunlar, televizyonun zararlı etkisi gibi nedenler olduğu düşünüldü. Eğitim sisteminin düzenlenmesi, güvenlik artırımı, öğrencileri sanata ve spora özendirme gibi kesin çözüm vaad etmeyen ancak durumu hafifletmesi muhtemel olan çözümler öne sürüldü. Bu önlemlerin belli oranda fayda sağlayacağı tartışmasızdır, ancak bunların hiçbiri sorunu kesin olarak ortadan kaldıramayacaktır. Çünkü sorunun kökeni, konuşulan ve yazılanlardan farklı olarak halen devam etmekte olan bir telkinin sonucudur. Söz konusu telkin, evrim teorisinin insan yaşamına ve insanlar arasındaki ilişkilere uygulanması ile ortaya çıkan “sosyal Darwinizm”dir.

Daha önceki yazılarımızda da sıkça bahsettiğimiz üzere, sosyal Darwinizm'in bu telkinleri sadece günümüzde değil, ortaya çıktığı günden bu yana yaklaşık 150 yıldır tüm insanlığa çok büyük belalar getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir.

Tek ve kesin çözüm ise Darwinizm’in telkinlerini fikri mücadeleyle ortadan kaldırmak ve insanlara Rabbimiz'in bildirdiği Kuran ahlakını tebliğ etmektir.

Darwinizm Dinsizliği Nasıl Yaygınlaşıyor?
Darwinizm, inançsızlığın temeli olan materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasından ibarettir. Bu teori, kendisini destekleyen tek bir bilimsel delil olmamasına rağmen, sırf materyalist felsefeyi yaymak için özellikle inançsız kesim tarafından körü körüne savunulmaktadır. Sözde bilimsellik kılıfı ile ortaya çıkan ve sadece canlıların oluşumu ile ilgili görüşler ileri sürdüğü sanılan bu ilkel teorinin insanlığa verdiği asıl zarar, inançsızlığa temel oluşturması, insanlara başıboşluk ve amaçsızlık telkini vermesi, sevgi, saygı, merhamet, hoşgörü gibi güzel ahlak özelliklerini yok etmesidir. Temel amaç ise dinsizliği yaygınlaştırmak ve ahlaki değerlerin tamamen ortadan kalktığı bir dünya kurmaktır.

Nitekim bu temel amacın çıkış noktasını evrimci bilim adamı J. P. Darlington şöyle ifade etmektedir:

Birinci nokta; bencillik ve şiddet doğuştandır, en uzak atalarımızdan bize miras kalmıştır. O zaman şiddet insanlar için doğaldır; evrimin bir ürünüdür.
1


Darwinizm'in Okullardaki Şiddetle Bağlantısı Nedir?
Evrim teorisinin sosyal yönü, diğer bir ifadeyle, insanların ahlaki değerlerini yitirmesine ve sapkın ideolojilere kanmasına sebep olan sinsi yönü, Darwinistler tarafından sürekli gizlenmeye çalışılır. Bu teoriyi bilerek ya da bilmeyerek savunan pek çok kişi de çoğu zaman bu vahim durumu tam kavrayamaz.

Dünya genelinde bazı basın yayın organları vasıtasıyla canlı tutulmaya çalışılan Darwinist propagandaların toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini daha iyi anlayabilmek için bu propagandaların insanların bilinçaltına yerleştirmeye çalıştığı mesajları iyi yorumlamak gerekir.

Darwinist Telkinlerle Ancak Zalim ve Saldırgan Nesiller Yetişir
Evrim teorisinin sözde bilimsel bir gerçekmiş gibi gösterilmesi durumunda zalim ve saldırgan nesillerin yetişeceğinin çok iyi bilinmesi gerekir. Darwinizm'in insanı bir tür hayvan olarak sunmak istemesinin ana nedenlerinden biri, tüm ahlaki değerlerin ortadan kalktığı bir dünya özlemidir. Darwinist anlayışın hakim olduğu bir dünyanın temel özelliği ise, "kendinden olmayanla çatışmak"tır. İnsanların kişiliklerinin şekillendiği ve dünyaya bakış açılarının belirlendiği yıllar olan çocukluk ve gençlik yılları, Darwinistlerin de özellikle üzerinde durdukları bir zaman dilimidir. Bu amaçla sürdürdükleri faaliyetler ise gelecek nesillerin sağlam ahlaki temeller üzerinde yetişmesini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Evrimcilerin ve materyalistlerin, son dönemde tüm dünyada, okullarda evrim teorisinin yanı sıra yaratılışın da anlatılmasına dair oluşan yoğun isteklere şiddetli bir tepki göstermeleri de bu yüzdendir.

Darwinizm Gençleri Böyle ZehirliyorKimi zaman sözde ilkel bir insanı ailesiyle ve yaşadığı ortamla beraber resmederek, kimi zaman bu resmi belgesel animasyonlarıyla canlandırarak, kimi zaman yüksek bütçeli filmlere konu ederek insanların bilinçaltlarına yollanan evrim mesajlarının bir sonraki aşaması Darwinizm'in sinsi telkinleri olmaktadır. İnsanı sözde hayvani dürtülerle hareket eden bir varlık olarak gösterme çabasının ardından, insanların da hayvanların davranışlarına benzer davranışlar içinde olmasının makul olduğu mesajları işlenmeye başlanır. Bu amaçla filmler, müzik parçaları, kitaplar ve diğer tüm iletişim araçları ustalıkla kullanılır. Film senaryoları, kitap içerikleri, şarkı sözleri çoğu zaman bu gizli mesajlarla doludur.

Kuşkusuz ki, bu propaganda yöntemlerinden en çok çocuklarımız etkilenmektedir. İnsanın sözde bir hayvan olduğu, insanların vahşi hayvanlar gibi birbirleriyle mücadele etmeleri gerektiği, ancak güçlü olanın ayakta kalabileceği gibi bilim dışı telkinlere maruz kalan bir çocuğun bencil, merhametsiz, anlaşmazlıkların çözümünde kaba kuvvet kullanan biri olmasına şaşırmamak gerekir.

Öte yandan eğitim çağındaki çocukların en çok zaman geçirdikleri yerin okulları olduğu düşünüldüğünde, bu kurumlarda okutulan evrim teorisinin de bu son derece aldatıcı dünya görüşüne zemin hazırladığı göz ardı edilmemelidir. Gençlere çağdaş bir eğitimin verildiği, güzel ahlak özelliklerinin öğütlendiği okullarımızda evrim teorisinin bu çabayı baltalayıcı bir rolünün olduğu unutulmamalıdır. Evrim teorisi ve Darwinizm gençlere sorumsuz oldukları telkinlerini vererek ahlaksızlığa, diğer insanların değersiz olduğu söylenerek acımasızca onları ezmeye, çatışmanın sözde makul olduğu iddia edilerek şiddete ve kavgaya itmektedir.

Ölümle birlikte yok olup gideceğini düşünen bir çocuk için dünyadaki hiçbir şeyin bir anlamı kalmaz. Dostlukların, sevginin, yaptığı iyiliklerin, yaşadıklarının hiçbir karşılığı ve devamı olmayacağını zanneden bir insana hiçbir güzellik zevk vermeyecektir. Darwinizm'in "hayat mücadelesi" dogması ve insanların bir çeşit hayvan oldukları yalanı uygulamaya konulduğunda, insan hayatı değersizleşir. Herhangi bir sebeple birini öldürmek, yaralamak, zarar vermek, suç işlemek sözde makul ve kolay hale gelir. Bunu engellemek için evrim teorisinin bilim dışı bir dogma olduğu, Darwinizm'in telkinlerinin gerçeği yansıtmadığı gençlere anlatılmalıdır.

Çözüm: Darwinizmin Ortadan Kalkması ve Kuran Ahlakının Yaşanmasıdır

Konuyla ilgili olarak Darwinist görüşleri ile tanınan Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz, 31 Mart 2006 tarihli yazısında şöyle demektedir:Din ve ahlak konusunda hassas olan çevrelerde yaşayan gençler, şiddetten ve suçtan, diğer akranlarına oranla uzak duruyor.

Ayrıca;
Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer de okullardaki şiddet olaylarına neden olan faktörleri sayarken son derece önemli bir noktaya dikkat çekmektedir:

"... Ayrıca ekonomik programın yarattığı yoksulluk, işsizlik, yolsuzluklar ve haklı olanın değil güçlü olanın kazanacağı dürtüsü. Bunun da çeşitli görsel etkileri var... Bu aslında toplumun yaşadığı cinnet halinin göstergesidir. Toplum bunalıma itiliyor. "

Sayın Dinçer'in ifade ettiği "Haklı olanın değil güçlü olanın kazanacağı dürtüsü", Darwinizm'in en temel yalanlarından biridir ve insanları her türlü kanun dışı ve gayri ahlaki eylemi yapmaya elverişli hale getirmektedir. Hiç şüphe yok ki, Darwinist telkinlerin gençlerde meydana getirdiği ağır tahribatı ortadan kaldıracak, onları devletlerine, milletlerine ve insanlığa faydalı hale getirecek olan yalnızca din ahlakıdır. Kendisini Yüce Rabbimiz'in yaratmış olduğunu bilen, Yaratıcımız olan Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde, yaptıklarının hesabını vereceğinin şuurunda olan bir kimse her zaman güzel ahlak gösterecek, iylliği emredip kötülükten sakındıracak, barışa davet edecek, merhameti tavsiye edecektir.
SONUÇ
Sorunun çözümüne ilişkin dile getirilen tüm tedbirler alınmış, gerekli düzenlemeler ve iyileştirmeler yapılmış olsa dahi genç nesiller Darwinist telkinlere maruz kalmaktan kurtarılmadığı sürece bu toplumsal sorunun tam anlamıyla ortadan kalkması mümkün olmayacaktır. Öğrencilerin şiddet eğilimleri alınan tedbirlerle engellense bile, onların aynı fikirde olmadıkları, anlaşmazlığa düştükleri kimselere karşı hoşgörülü ve affedici olmaları, her durumda barış yolunu seçmeleri öğütlenmediği takdirde istenen ve özlenen ortam oluşmayacaktır. Bu nedenle konuyla ilgili olarak özellikle yazılı ve görsel basına, televizyon yapımcılarına, yazarlara, eğitmenlere, bilim adamlarına çok önemli sorumluluklar düşmektedir. İnsanlığın barışa, huzura, kardeşliğe en çok ihtiyaç duyduğu bu yıllarda tek çözüm inançlı, adaletli, iyiliksever, insaniyetli ve vatansever nesiller yetiştirmektir. Bu ise ancak, çocuklara dünyaya tesadüfen ve boş yere gelmediklerinin, kendilerini Yüce Allah'ın yaratmış olduğunun ve O'nun öğrettiği güzel ahlaka göre yaşamaları gerektiğinin anlatılmasıyla mümkün olacaktır.



www.HarunYahya.tv

28 Haziran 2008 Cumartesi

SAĞLIKLI TOPLUMUN TEMELİ, DİN AHLAKI İLE YAŞANAN GERÇEK SEVGİ VE SAYGIYA DAYANIR - 2


Rabbimiz’in bildirdiği sınırlar ölçü alınmadığında ahlaki ölçüler herkese göre değişecektir. Birine göre çok büyük ahlaksızlık olan bir konu diğerine göre normal bir durum gibi gözükebilir. Bu nedenle din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda ahlaki değerler kişiden kişiye, yaştan yaşa, bölgeden bölgeye, şehirden, ülkeden ve toplumdan topluma da değişmektedir. Tek bir değer yargısı olmadığı için de sık sık ahlaki ölçülerde tartışmalar, çatışmalar yaşanır. Her yeni nesil bir öncekine göre ahlaki değerler açısından daha dejeneredir.

Ancak burada önemli olan nokta, dünya çapında yaşanan ahlaki dejenerasyonda sürekli hızı artan bir ilerlemenin varlığıdır. Toplumlar eksik olan Allah inançları nedeniyle her yıl daha da yıpranmakta; birkaç yıl önce topluma çok uç gelen bir hareket ya da kavram, kısa bir süre sonra toplumun tüm fertleri tarafından makul karşılanmaya başlanmaktadır. Fakat bu elbette o toplumdan çok şey götürmekte, dinsizliğin getirdiği kötü ahlak her geçen gün daha da şiddetlenmektedir. İlginç olan ise ahlaksızlığın modernizme eş gösterilerek, topluma bu yönde telkin verilmesidir. "Modern toplumun, 21. yüzyılın insanı özgür, rahat ve sınırsız olmalıdır" şeklindeki çarpık anlayış, dinsiz ideologlar tarafından toplumlara yerleştirilmektedir. Rahat ve huzurlu yaşamak elbette tüm insanların en doğal hakkıdır; ancak böyle bir ortamın din ahlakı olmadan bu tür sapkın felsefeler sonucunda yaşanacağını ileri sürmek son derece akıl dışıdır.


Din ahlakı yaşanmazsa…

* Din ahlakı yaşanmadığında baba oğula, oğul babaya düşman olur, kardeş kardeşe düşer, işçi patrona, işveren işçiye düşman olur. Anarşi yüzünden fabrikalar, iş yerleri çalışmaz, hasar görür. Sosyal anarşi olur, fakir kesimler zenginlere saldırır, zenginler fakirleri ellerinden geldiğince sömürmeye çalışır. Çeşitli meslek grupları diğerlerine saldırır. Toplum kargaşalardan, anlaşmazlıklardan, anarşiden geçilmez. Tüm bunların temelinde ise insanların Allah korkularının olmaması yer alır. Allah korkusu olmayan insanlar rahatça haksızlık, adaletsizlik yapabilmekte, cinayet işleyebilmekte, benzeri görülmemiş zulüm ve gaddarlıkları yapmaktan çekinmemektedirler. Üstelik vicdan azabı dahi duymadan, yaptıkları vahşetten pişman olmadıklarını dahi söyleyebilmektedirler. Oysa karşılığında ahirette sonsuz cehennem azabı olduğuna inanan bir kişi bu fiilleri asla işleyemez. Kuran ahlakı yaşandığında bu saydığımız olumsuzlukların hiçbiri kalmaz. Her şey sükunetle, güzellikle, adaletle halledilir.

* Din ahlakını yaşamayan insanların ruhlarını zenginleştirip, güzelleştirme gibi bir gayeleri olmaz. Çevrelerine güzellik sunma konusunda ise kesinlikle şevklenmezler. Çünkü çevrelerindeki insanları kökeni maymunlara dayalı ve sonunda yok olup gidecek varlıklar olarak değerlendirirler. Onların tek amaçları nefsani isteklerini, hayvani güdülerini tatmin edebilmektir. Bunların peşinden gitmek de insanın ruhunu geliştirmez, tam tersine köreltir. Bu tür insanların sanata hiçbir katkıları olamayacağı gibi güzel sanattan zevk almaları, sanatı takdir etmeleri de mümkün değildir. Sanattan zevk almayan, estetik anlayışları bulunmayan insanlardan oluşan bir toplumda sanatçılar da şevk ve azimlerini yitirirler. Ancak para ve çıkar karşılığında yaptıkları için de gerçek anlamda bir sanat eseri ortaya koyamazlar.

* Aile, devletin en temel birimidir. Aile yapısı güçlü olan bir milletin devlet yapısı da çok güçlü olur. Ancak aile yapısı çökmüş, manevi değerlerini kaybetmiş, bireyleri arasında sevgi, saygı, birlik ve beraberlik, vefa duyguları körelmiş bir devletin güçlü olması mümkün değildir. Özellikle dinsiz bir toplumun hedef alındığı bazı ülkelerde bu manevi çöküş çok büyük bir hız kazanır ve ahlaki dejenerasyon toplumun her kademesinde kendini gösterir. Özellikle de milli ve manevi değerlerin korunması gerektiği durumlarda, Allah korkusu olmayan insanların umursuz davranacakları kesindir. Bu, gerektiğinde vatana ve millete hizmet etmekten, onun uğrunda mücadele etmekten kaçınmaya, hatta bölücü faaliyetlerde bulunmaya kadar geniş bir yelpazede düşünülebilir.


Sonuç

Sonuçta din ahlakı hiçbir katıp karıştırma olmadan, samimi olarak Kuran'da tarif edildiği şekilde yaşandığında dünya bir nevi cennet ortamına dönüşür. İnsanların asırlardır özlemini duydukları, ulaşmak için gayret ettikleri fakat çok uzak gördükleri toplumsal saadetin gerçekleşmemesi için hiçbir neden kalmaz. Aşağıdaki ayette, Allah'ın insanlara bildirdiği ahlaki ölçüler çok açık olarak yer almaktadır:

Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (Nahl Suresi, 90)

Kuran’ın bu ve benzeri ayetlerindeki hükümleri bilen Müslümanların bu sınırların dışına çıkması mümkün değildir. Bu nedenle inanmış insanlardan oluşan bir toplumda ahlaksızlıkların yaşanmasına imkan olmaz.

Elbette insan hata yapmaya müsait bir yapıya sahiptir ve istisna olarak kişilerden kaynaklanan olumsuzluklar görülebilir. Fakat her türlü yanlış tavrın, Kuran’ın hükümleriyle ve Müslümanların şefkatli yaklaşımıyla üstesinden gelinmesi kolay olacaktır. Cahiliye toplumunda olduğu gibi ahlaksızlıkların teşvik görmesi, yaygınlaşması ve buna karşı duyarsızlaşılması söz konusu dahi olmayacaktır. Çünkü gerçek Müslümanların en önemli özelliklerinden biri, Kuran’da sıkça belirtildiği gibi, birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten men etmeleridir:

Mümin erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Allah Kuran'da, din ahlakını yaşayan insanlardan meydana gelen bir toplumun özelliklerini şöyle bildirir:

Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz... (Al-i İmran Suresi, 110)

Kuşkusuz böyle bir toplumun ahlaki yönden din ahlakını yaşamayan toplumlara göre ne derece üstün ve seçkin olacağı son derece açıktır.



www.Adnan-Oktar-Kulliyati.com

3 Haziran 2008 Salı

SAĞLIKLI TOPLUMUN TEMELİ, DİN AHLAKI İLE YAŞANAN GERÇEK SEVGİ VE SAYGIYA DAYANIR - 1



Bazı insanlar, dünyada kendileri için mümkün olduğunca çıkar sağlamaya, kendi istek ve tutkularını tatmin etmeye, dünyadaki kısa yaşam süresini sorumsuzca geçirmeye çalışırlar. Ahlaki yönden bir güzellik elde etme konusunda çabaları olmaz. Çünkü bunun kendileri için bir çıkar sağlamayacağını düşünürler. Öyle ki; yardımsever, şefkatli, merhametli, hoşgörülü, vicdanlı insanları kendi çarpık bakış açılarıyla "saf" kişiler olarak değerlendirirler. Onların yaşam felsefeleri, güçlü olanın zayıf olanı ezmesi, hiç kimsenin hakkını gözetmeden insanlara dilediği şekilde zulmetmesi üzerine kuruludur.

Bu toplumlarda Allah rızası veya Allah korkusu gibi değerler yaşanmadığından, meydana gelen dejenerasyonu engelleyecek hiçbir sınırlama yoktur. Her ne kadar toplumlarda gelenek-göreneklerin, insanlar veya yöneticiler tarafından geliştirilen toplumsal kuralların çeşitli önleyici etkileri olsa da, bu kuralların insanlar tarafından üretilmiş olması ve temellerinde Allah korkusunun olmaması insanların vicdansız, merhametsiz ve insaniyetsiz davranmalarını engelleyememektedir.


Dinsizliklikle Gelen Bir Gizli Azap: Sevgisizlik


Dinsizliğin insanlar üzerindeki en önemli manevi etkilerinden biri, bu insanların sevgiyi ve saygıyı tanımamalarıdır. Bu tür insanlardan oluşan bir toplum da elbette, yaşlısıyla genciyle, köylüsüyle kentlisiyle birbirini kucaklayamayan bir toplumdur. Böyle bir ortamda kişi kendisini hep yalnız ve sevgisiz hisseder. Şefkat, merhamet olmadığı gibi, herkes yalnızca kendisini düşünür. İnsanların birbirlerine duyduklarını zannettikleri sevgi veya saygı, hiçbir zaman Kuran'da kastedilen manadaki gerçek saygı veya sevgi değildir. Bunun en büyük nedeni ise hayattaki tüm değerlerin çıkar ilişkileri üzerine kurulmuş olmasıdır.

Hiç kimse kimseye gerçekten içinden geldiği için saygı duymaz. Örneğin patronuna karşı saygılı olmazsa işten atılacağını bilen bir kişinin, öğretmenine saygı göstermezse sınıfta kalabileceğini düşünen öğrencinin, eşini kızdırırsa maddi açıdan rahat olamayacağını anlayan bir kadının saygı anlayışlarının yalnızca çıkar beklentisine dayalı olduğu açıktır.

Oysa temelinde din ahlakı ve onun getirdiği güzel ahlak olan bir yaşam biçiminde hiçbir zaman bu tür bir durum oluşmaz. Allah'ı razı etmek için gayret eden, sadece Allah'tan korkan bir mümine herkes doğal olarak sevgi ve saygı duyar. Bu kişinin saygı görmek için mal, mülk, dış görünüm gibi faktörlere gereksinimi yoktur. Sevgi ve saygı görmesi için yalnızca mümin olması, yani Allah'tan korkup sakınması ve O'nu razı etmek için yaşaması yeterlidir.


Din Ahlakı İnsana ve Topluma Neler Dazandırır?

* Din ahlakının varlığı, öncelikle Allah sevgisini beraberinde getireceği için bu, tüm insanlarda çok olumlu ve güzel bir etki yapar. Herkes Allah'ın rızasını kazanmak için güzel ahlak gösterir, birbirini Allah rızası için sever, sayar. Toplumun geneline şefkat, merhamet, hoşgörü hakim olur. İnsanlar Allah'ın emri doğrultusunda hayırlarda yarışır, imkanlarını tümüyle daha hayırlı bir faaliyette bulunmaya yöneltirler.

* Dahası, Allah korkusu sayesinde herkes ahlaksızlıklardan ve kötülüklerden kaçınır. Asırlardır engellenemeyen her türlü olumsuzluk bir anda biter. Din ahlakının sıcaklığı ve ruhu her yere hakim olur. Elbette burada kastedilen, Kuran'da bildirilen gerçek dindir ve bu ahlakın samimi olarak yaşanmasıdır.

* Kuran ahlakı yaşandığında, çocuklarını din ahlakı ile yetiştirerek devlete ve millete hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, kendi aralarında da sevgi ve saygıyı yaşayan, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar ortaya çıkar. Bunun sonucunda da anne babaya itaat eden, hatta Allah'ın emri gereği onlara "öf" bile demeyen, doğru ve yanlışı daha küçük yaşlarından itibaren ayırt edebilen, vicdanını kullanarak kötülüklerden uzak duran çocuklar yetişir. Gerektiğinde devleti için kişi canını tehlikeye atar, devletinin, milletinin çıkarlarını şahsi menfaatlerinden üstün görür. Milli ve manevi değerlerini canla başla korur.

* Din ahlakının yaşandığı bir ortamda öğrenciler de devlete, millete karşı saygı ve sevgi dolu olurlar. Değil bu mukaddes kurumlara karşı mücadele vermek, tam tersine destek olup yardım ederler. Günümüzde olduğu gibi askere, polise saldırmazlar; tam tersine devleti koruyan ve savunan bu görevlilere karşı son derece hürmetkar olurlar. Toplum genelinde devlete, orduya ve polise karşı tam bir güven ve sahip çıkma gelişir. Öğrenci olayları, kardeş kavgaları, sağ sol çatışmaları gibi problemler ortadan kalkar. Çünkü kimsenin anlaşamadığı, çekiştiği, savaştığı bir husus kalmaz. İnsanlar Allah'ın bildirdiği güzel ahlak anlayışını benimser, sonuçta da kimse birbiriyle ters düşmez. Sorunların çözümünde herkes kendisini karşısındakinin yerine koyar, merhamet eder, hoşgörüyle yaklaşır. Böylece her problem kısa sürede güzellikle çözüme kavuşur.

* Devlet böyle bir ortamda çok rahat yönetilir. Ülke çok daha güvenli ve müreffeh bir hale gelir. İdareciler de insanlara karşı çok adil, merhametli olurlar, her türlü adaletsizlik ortadan kalkar. Dolayısıyla kendileri de çok saygı ve hürmet görürler. Sonuçta devlet de çok güçlü ve sarsılmaz bir temele sahip olur.

* İnsanların rahat ve huzurlu olmasıyla birlikte topluma her alanda bereket gelir. Bilimsel faaliyetler artar, yeni buluşlar yapılır, teknoloji, kültür ve refah seviyesi çok yükselir. Çünkü insanların aklının üstündeki baskı gidince rahatlarlar, özgür ve rahat düşünme kabiliyetleri gelişir. Güzel ahlakın yaşanmasıyla birlikte insanların mallarına, yaptıkları işlere, ticarete, tarıma, endüstriye bereket gelir. Kalkınma hemen her alanda görülür.

* Sanatsal faaliyetlerde de güzel gelişmeler yaşanır. Günlük sıkıntı, sorun ve endişelerden hayal güçleri, düşünce sınırları kavruklaşmış insanlar, din ahlakının yaşanmasıyla birlikte bu sıkıntılardan kurtulurlar. Dolayısıyla sanat kabiliyetleri gelişir, hayal güçleri zenginleşir. Allah'ın Kendi ruhundan üfürdüğünün ve kendisine sonsuza kadar kalması için ihtişamla, sanatla, binbir çeşit nimetlerle dolu cennetini vaat ettiğinin bilincinde olan bir insan pek tabii ki sanattan ve estetikten en üst düzeyde zevk alabilecek bir ruha sahip olacaktır. Ruhunda bunun zevkini derinlemesine yaşayacaktır. Ayrıca çevresindeki insanlara duyduğu sevgi ve saygı da bu kişilere güzellikler sunma azmini artıracak, bu konuda büyük bir şevk verecektir. Bu nedenle din ahlakının gerçek anlamda yaşandığı ve Kuran'a tam manasıyla uyulduğu bir ortamda her türlü sanatsal akım hızla gelişir.